Bana Sor –  Ankara Haber

Müzik, insanlar arası en önemli iletişim araçlarından birisidir. Dinlemeyi en çok tercih ettiğimiz müzik tarzı, bizim yapısal olarak birlikte olduğumuz grubu ve bu birlikteliğin yer aldığı mekanı tanımlar aslında. 1960`larda başlayan arabesk müziğin, TRT tarafından, kaderciliği ve teslimiyeti empoze eden,“ derin kültürsüzlük yaygısı“ olarak görülmüş olması ve sansüre maruz kalması, hiçbir şekilde insanlar tarafından rağbet görmesine mani olamamış bilakis bu müzik tarzının giderek yükseldiği yıllar olmuştur. Hatırlıyorum da 1979 yılbaşında Orhan Gencebayın TRT` deki yasağı kaldırılmış, heyecanla bütün millet ekranların başında onu görmek ve dinlemek için saf tutmuştu. Arabesk müziğin giderek yaygınlaşması TRT`nin elitist yayın politikasının tek başına bir sonucu değildi elbette. Temelinde başka ana amiller de mevcuttu. Köyden kente göçen yığınların, kentin
varoşlarında tutunmaya çalışması, memleketin her yerinden gelirken, getirdikleri kültürü kent hayatına taşıması sosyolojik bir dönüşüm sürecini başlatmış, beğeni ve tercihleri itibariyle, varoşlardan melez bir kültürün müziği doğmuştur. Arabeskin geniş halk kitlelerinde bu kadar karşılık bulmasının asıl nedeni, yaşadıkları sosyo-ekonomik hayatın zorlukları olmuştur. Şarkılar genellikle “acılarla dolu “ bir hayat teması işler. Kırılgandır, çabuk incinir, sarhoştur, berduştur. Fakir ve çaresizdir. Kent varoşlarında, daha iyi bir hayatı kurabilmek çalışan, lakin sınırlı sayıda insan haricinde aradığını bulamayan ve bunun “kaderin bir oyunu“ olduğunu düşünen insanların hislerine tercüman olur. Arabesk bugün her kesimden her sınıftan insanın dinlediği bir müzik türü olarak başköşede oturmaktadır.

Hepimiz insanız, hayatımızda içimizde silinmesi mümkün olmayan izler taşırız her birimiz. Acı denen şey bir şekilde her birimize dokunmuştur. Kaybettiğimiz anne baba ya da evlat, bir türlü yakamızı bırakmayan yoksulluk yahut karşılık bulamadığımız bir aşkın ateşi hemen hemen hepimizi sarmıştır… İşte tam da burada o şarkılar devreye giriverir. Eski kocasının kurşunlarıyla can veren “Acıların Kadını Bergen“ in bu şarkısı aslında tüm kadınların hikayesidir. İbrahim Tatlıses’in seslendirdiği “boğulmuşum ben“ şarkısı bugün memleketin genel ahvalinin tam karşılığıdır. Bu kadar zalim, bu kadar haksız, bu kadar hukuksuzsa düzen ve isyan etmişsek yürekten, hadi Orhan baba : Batsın bu dünya . Ben zaten bitmişim sen mutlu ol yeter diyorsa dilimiz, ağlat bizi Müslüm Baba. Ve aşkımıza karşılık vermediyse sevgili, ağlatıp inletiyorsa, gülmüyorsa yüzümüz bir türlü, yeni kaybettiğimiz yeri doldurulamayacak büyük sanatçımız Ferdi Abinin o dertli şarkısının sözleriyle, kendisine Allah’tan gani gani rahmet dileyerek bitirelim.
Uykusuz gecelerin sabahını bana sor
Yarım kalan aşkımın acısını bana sor
Bana sor yalnızlığı, ayrılığı bana sor
Mutluluğu tanırsın, mutsuzluğu bana sor

  • Related Posts

    Premium Drive Chauffeurs Offers Chauffeur-Driven Transportation for Residents and Private Events in Turkey

    Airport journeys, weddings, celebrations and guest transportation provide local customers with an alternative to driving or arranging multiple vehicles. ISTANBUL, TURKEY — July 21, 2026 — While luxury chauffeur services…

    Kartal Huzurevi Seçerken Aileler Hangi Kriterlere Dikkat Etmeli?

    İSTANBUL – 18 Temmuz 2026 – Yaşlı bir aile bireyi için huzurevi veya bakım merkezi seçmek, yalnızca fiziksel bir mekân belirlemekten ibaret olmayan, çok yönlü ve hassas bir karar sürecidir.…

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir