İnsanoğlunun gökyüzüne olan merakı, tarih boyunca hiç azalmamış aksine her geçen yüzyılda daha da büyümüştür. Geceleyin parlayan yıldızlardan, karanlık uzayın derinliklerine kadar, insanlar her zaman orada bir şeyler aramış, bilinmeyeni keşfetme duygusuyla hareket etmiştir. Gökyüzüne duyduğumuz bu ilgi, aslında var oluşumuzun bir parçası haline gelmiş bir merak ve keşfetme isteğidir. Antik çağlardan bu yana, insanlar gökyüzünü gözlemleyerek zamanlarını ölçtüler, mevsimleri takip ettiler, hatta yıldızlar ve gezegenlerle ilgili mitolojiler yarattılar. Ancak bu göksel merak sadece pratik sebeplerle sınırlı kalmadı. Aynı zamanda derin bir felsefi arayışı da beraberinde getirdi. İnsanlar evrenin başlangıcı, kendi varlıklarının anlamı ve hatta hayatın ötesindeki yaşamla ilgili sorulara yanıtlar aradılar. Yıldızlar bir zamanlar uzak ve anlaşılmaz olsa da, insanoğlunun evrenin sırlarını çözme arzusunun bir sembolü haline geldi.
Günümüzün teknolojik devrimleriyle birlikte, gökyüzüne olan bu ilgi daha önce hiç olmadığı kadar somut hale geldi. Uzay keşifleri, teleskoplar ve robotik uzay araçları sayesinde yıllarca hayalini kurduğumuz gezegenler, yıldızlar ve galaksiler artık parmaklarımızın ucunda. 1969`da Ay`a iniş, insanlık için bir dönüm noktasıydı. Bu adım sadece teknolojik bir başarı değil aynı zamanda evrende insanın yerini sorgulayan bir cesaretin simgesiydi. Uzaya yapılan bu ilk adım, ardından Mars`a ve ötesine doğru yapılacak yolculukların kapılarını araladı. Artık uzaya duyduğumuz merak sadece rüyalarımızda kalmıyor, gerçeğe dönüşen bir keşif serüvenine dönüşüyor. Çok uzak olmayan bir gelecekte, gezegenlerde kurduğu kolonilere seyahat, hatta tatil için, uzay araçlarıyla seferler gerçekleşecek. Lakin bütün insanlık için aynı şeyi söyleyebilmek şu an mümkün değil.
Dünyada, uzaya çıkma başarısı gösteren ülke sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Diğerleri bu hayale yakın bile değiller. Özellikle son zamanlarda din ve milliyetçilik algısıyla toplumlar üzerinde oluşturulan baskı, giderek daha totaliterleşen yönetimleri doğurmakta, bilim ve teknolojinin yeşereceği alanlar kendiliğinden kurumaktadır. Toplumlar bilinçli olarak eğitimsiz ve cahil bırakılarak, algı yönetimi ve dezenformasyon ile, yönetenlerin her söylediklerine gözü kapalı inanan ya da biat eden kitlelere dönüştürülmektedir. Mesela, Ay`a gitmek, iniş yapmak ve ay yüzeyinde yürümek için; bilim insanları, uzay araçları, teknolojik altyapı ve destek sistemlerine sahip olmak zorunluyken, bu tarz ülkelerde bunlara ihtiyaç yoktur çünkü yönetici takımından birinin Ay`a dört şeritli yol yapacağız demesi bu kitleyi mutluluktan uçurmaya yetecek, hatta bavulunu hazırlayıp bekleyenler bile çıkacaktır. Aklımızı, enerjimizi yok edip, buralarda var olmamızı engelleyen bu ortaçağ kalıntıları, eninde sonunda tarihin tozlu yaprakları arasında kaybolup gideceklerdir.
Son yüzyıl, tüm insanlık tarihinde eşi görülmemiş bir gelişime sahne oldu. Uzaya yolculuk hayali, sadece bir bilim kurgu senaryosu olmaktan çıkıp ,geleceğin gerçekliğine dönüşüyor. İnsanlık ailesinin bir parçası olarak bizimde bu yolculukta pay sahibi olabilmemiz, bizim çocuklarımızın da bu düş yolculuğunda yerini alabilmesi, yaşayabileceğimiz en büyük mutluluklardan biri olacaktır. Yani kısaca özetlersek “ istikbal göklerdedir.“





